Abdullah İbn Abbas (r.a.) ve Abdullah İbn Ömer (r.a.)

Categories: Genel

Abdullah İbn Abbas (r.a.)

Muğire, Şabi’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

İbn Abbas’a şöyle bir soru sordular:

-Bu ilmi nasıl elde ettin?

-Soran bir dil ve anlayan bir kalb sayesinde elde ettim. (İbn Kesir, El Bidaye Ve’n-Nihaye, Çağrı Yayınları)

Rivayetlerde sabit olduğuna göre Hz. Ömer, İbn Abbas’ı sahabele­rin yaşlı ve alimleri ile aynı mecliste oturtur ve şöyle derdi: “Abdullah İbn Abbas, ne güzel bir Kur’an tercümanıdır.” Abdullah İbn Abbas geldiğinde Ömer (r.a.) şöyle dedi: “Yaşlıların genci, soran dilin ve anlayan kalbin sahibi geldi.” (İbn Kesir, El Bidaye Ve’n-Nihaye, Çağrı Yayınları)

Sahih hadiste sabit olduğuna göre Hz. Ömer, Nasr suresinin tefsiri­ni sahabelere sorduğunda bazı sahabeler susmuşlar, bazıları tat­min edici olmayan cevaplar vermişlerdi. Sonra kendisi bu surenin tefsirini İbn Abbas’a sordu, İbn Abbas da şu cevabı verdi: “Evet, bu sure Rasulullah’ın vefatını haber veriyor.” İbn Abbas’ın bu cevabı üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: “Ben de bu sureden senin anladığını anlıyorum.” Böyle yapmakla Hz. Ömer, İbn Abbas’ın kadrinin yüceliği­ni, ilim ve anlayıştaki büyük mertebesini sahabeler nezdinde tesbit et­mek istemiştir. Başka bir defasında Hz. Ömer, İbn Abbas’a Kadir gecesi­nin ne zaman olduğunu sordu, O da istinbatta bulunarak bu gecenin ramazanın son on gecesinin yedincisinde, yani yirmiyedisinde olduğu­nu söylemiştir. Hz. Ömer de bu cevabı güzel karşılamıştır. (İbn Kesir, El Bidaye Ve’n-Nihaye, Çağrı Yayınları)

Çok talebe yetiştirmiş, tabiinin büyük alimleri ondan ders almıştır. İbn Abbas’ın talebeleri arasında birçok büyük fakih bulunmaktadır. Said bin Müseyyeb, Said bin Cübeyr, İkrime, Mücahid, Tavus, Ata bin Ebi Rabah, Amr bin Dinar bunlardan bazılarıdır.

 

Abdullah İbn Ömer (r.a.)

Allah’dan başka kimseden korkmazdı Bir gün yolculukta önlerine bir aslan çıktı. Yanındakiler çekinerek yürümediler. Abdullah İbn Ömer, aslanın yanına gidip, kulağından tuttu ve onu yoldan kenara çekti. Sonra dedi ki:

“Rasulullah’dan işittim: “İnsanoğlu Allah’dan başkasından korkmazsa, Allah ona hiçbir şeyi musallat etmez.” buyurdu.”

En çok fetva veren ve “Fukaha-i Seb’a” adı verilen yedi sahabedir. Bunlar: Ömer, Ali, Abdullah b. Mes’ud, Aişe, Zeyd b. Sabit, İbn Abbas ve İbn Ömer’dir. (İ’lamül-Muvakkıîn)

Ehl-i sünnetin dört büyük imamından biri olan İmam Malik’in fıkhi bilgileri, Nafi kanalıyla Abdullah İbn Ömer’in fetvalarına dayanır.

Amcası Zeyd ile birlikte katıldığı Yemame harbinde Hz. Zeyd çok büyük cesaret ve kahramanlık örneği gösterdi. Savaşın müslümanlar lehine dönmesinde önemli gayretleri oldu ve sonunda şehid düştü. O öyle büyüklerinin arasında yetişti ki amcası ona şehadet örneği oluyor babası Ömer de şehid olamadığı için onu azarlıyordu.

Müslümanlar Yemame harbinden döndüğünde Hz. Ömer, oğlu Abdullah’a: “Niye Zeyd’den önce sen ölmedin. Sen hayatta olduğun halde Zeyd öldü, niye bana görünüyorsun?” diye çıkışınca Abdullah: “Şehid olmak için çok çalıştım fakat bana nasib olmadı.” diye cevap verdi. (İbnü’l- Esir, El- Kamil Fi’t- Tarih 2. Cilt, 337. Sh.)

Köle ve cariyelerinden namaz kılanları azad ederdi. Bunu bilen köleleri, mescide devam eder ve azad edilirlerdi.

“Onlar seni aldatmak için namaz kılıyor.” diyenlere:

“Bizi hak ile aldatana aldanırız.” derdi.

İmam Nafi’nin naklettiğine göre, Abdullah İbn Ömer musikiyi sevmezdi. Teganni ve saz seslerine kulaklarını tıkardı. Bir gün birisi yanına gelip: “Ya Abdullah, Allah için seni seviyorum.” dedi. Abdullah da: “Ben de Allah için seni hiç sevmiyorum. Çünkü sen ezanı teganni ederek, şarkı söyler gibi okuyorsun.” buyurdu.

Abdullah İbn Ömer’e Irak halkından biri:

-İhramlı kimse sinek öldürse ne lazım gelir? diye sorunca hayret ederek:

-Rasulullah’ın torunu Hz. Hüseyin’i katlettiniz de, şimdi sineğin katlini mi soruyorsunuz? diye sitem etmiştir. (Buhari- Ashabın Faziletleri 9. Cilt, 396. Sh.- Hadis No: 1514.)

Çok az yemek yerdi. Acıkmayınca hiçbir şey yemezdi. Ona hazım kolaylaştırıcı ilaç hediye etmek isteyen kimseye şu cevabı verdi: “Ben hiçbir yemekten karnımı doyurup da kalkmadım. Hazım ilacına ihtiyacım yoktur. ”

Necasete bakmak caiz midir diye sorulduğunda şöyle cevap verdi: “Caizdir hatta daha iyidir. Baksın ki cimrilik edip tasadduk etmediği şeylerin akıbetini görsün.”

(Bir Şahıs Bir Olay)

Abdullah ÖZTÜRK

Bir yanıt yazın