Soru Sorma Adabı

Categories: Genel

Bir alime, cevabını bildiği soruyu sormak, onu imtihan etmek adaba uygun değildir. O alimin ilminden ve bereketinden istifadesi kesilir, nasibsiz kalır.

*Sıraciyye’de zikredilmiştir ki:

İmam Muhammed (Rh.a.) çocukken İmam-ı Azam’a (Rh.a.):

–“Bir şahsa üç kere “Vallahi ben seninle konuşmayacağım.” diyen kimse hakkında ne buyurursunuz?” diye sormuş.

İmam-ı Azam (Rh.a.):

–“Sonra ne olmuş.” dediğinde İmam Muhammed (Rh.a.) İmam-ı Azam’ın (Rh.a.) kendisinin sualini ve meramını anlamadığı için tebessüm ederek ona:

–“Ya şeyh güzel düşün.” demiş.

Bunun üzerine İmam-ı Azam düşünüp:

–“İki kere yemini bozulur” diye cevap vermiş.

İmam Muhammed (Rh.a.) bu cevabı işitince İmam-ı Azam’a (Rh.a.):

–“Doğru ve güzel cevap verdiniz.” demiş.

Bunun üzerine İmam-ı Azam (Rh.a.) İmam Muhammed’in (Rh.a.) kendilerini böyle imtihan etmelerinden müteessir olup:

–“Bu iki kelime yani “güzel düşün” ile “doğru ve güzel cevap verdiniz” den hangisi beni daha ziyade incitti bilmiyorum.” demiştir. (İ. Abidin 8. Cilt, 59.- 60. Sh.)

Bu şekilde soru sormak alimi incitir. İmam Muhammed çocukken bu soruyu sormuştur. Yetişkin birinin böyle soru sorması alimden istifadesine mani olur.

Ebu Hanife’nin Tevakkufu

İmam-ı Azam (Rh.a.) 14 meselede tevakkuf edip cevap vermemiştir.

1)Nekre (belirsiz) olan dehir. (Dehir kelimesi: Belli bir müddetten mi ibaret, yoksa ebedi mi demektir.)

2)İnsan pisliği yiyen hayvanın etinin ne zaman temiz olacağı. Böyle bir hayvan üç gün veya yedi gün hapsedilir diye rivayet edilmiştir.

3)Av köpeğinin ne zaman eğitilmiş olacağı. Bunun bilinmesi köpeğin eğitilmesiyle uğraşanlara bırakılmıştır. İmam-ı Azam’dan rivayet edilmiştir ki: Bu aynı zamanda İmameyn’in de kavlidir. Av köpeği üç defa avladığı avı yemeden bırakırsa, eğitilmiş olduğu bilinir.

4)Çocukların sünnet olma zamanı. On yaşında veya yedi yaşında olmaları rivayet edilmiştir.

Bazıları: “Çocukların sünneti on iki yaşından sonraya bırakılmamalıdır.” demişlerdir.

5)Müşkil (erkekliği dişiliği belli olmayıp iki tenasül uzvundan da bevleden) hünsa. İki tenasül uzvunun birinden fazla bevil gelmesine itibar edilmez.

6)Eşeğin artığı. Buradaki tevakkuf artığın temiz olmasında değil temizleyici olmasındadır.

7)Melekler ile Peygamberlerden hangisinin üstün olması. Namaz bahsinde geçtiği üzere beşerin havassı meleklerden üstündür.

8) Allahu Teala’ya ortak koşan kimselerin, ergenlik çağına varmadan önce ölen çocuklarının nereye gidecekleri. (Müşriklerin çocuklarının ölümden sonra cennet veya cehenneme gidip gitmeyecekleri)

İmam Muhammed (Rh.A.) “Allahu Teala günahsız hiç bir kimseye azab etmez” demiştir.

9)Mescidin duvarlarının vakıfın malından nakışlanması. Yukarıda geçtiği üzere mescidin vakıf malının zalim tarafından alınmasından korkulursa yahut vakıf zamanında cami nakışlı olursa yahut duvarları ıslah için olursa caiz olur.

10)Cinlerin insanlar gibi ibadet ve taatlarının mükafatını görüp görmeyeceği hususunda tevakkuf etmiştir. (İ. Abidin 8. Cilt, 78.- 79. Sh.)

Ebu Hanife, bu meseleleri bilmediği için değil, kendisine delil olacak ayet, hadis veya sahabe kavline rastlamadığı için tevakkuf etmiştir.

Rasulullah (s.a.v.)’ in Tevakkufu

Rasulullah (s.a.v.)’ in dahi cevap vermediği meseleler vardır. Bilmiyorum demek ilimdir. Cahiller bilmiyorum diyemez. Her şeyi bilen sadece Allah Teala’dır.

*Rasul-i Ekrem (s.a.v.)’den ve Cebrail (a.s.)’den de “Bilmiyorum” cevabı vaki olmuştur. Kermani’de zikredilmiştir ki: Rasul-i Ekrem (s.a.v.)’e: “Mekanların en faziletlisi hangisidir?” diye sorulduğunda “Bilmiyorum, Cebrail (a.s.)’a sorayım.” buyurdular. Bunu Cebrail (a.s.)’a sorduklarında o da “Bilmiyorum, Rabbime sorayım.” deyip sorduğunda Allahu Teala: “Mekanların en hayırlısı mescidlerdir, mescid ehlinin en hayırlısı önce girip sonra çıkanlardır, mescid ehlinin en şerlileri sonra girip önce çıkanlardır.” buyurmuşlardır. (İ. Abidin 8. Cilt, 79. Sh.)

*Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayetle Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Cezaların taharete sebep olup olmadığını,

Tubba’nın lanetli olup olmadığını,

Zü’l- Karneyn’in peygamber mi kral mı olduğunu bilmiyorum.” (Abdurrezzak) (İbn Kesir Muhtasar Duhan Suresi, 37. Ayet, 5. Cilt, 2299.- 2300. Sh.) (bk. Hakim- El-Müstedrek İman 1. Cilt, 283. Sh.- Hadis No: 111.)

*Zina haddi, aleniliğin cezasıdır. Zinanın cezası ahirette verilecektir.

*İran krallarına = Kisra

Mısır krallarına = Fir’avn

Bizans krallarına = Kayser

Türk krallarına = Hakan

Habeşistan krallarına = Necaşi

Sebe (Yemen) krallarına = Tubba denir.

*İmam Gazali İhya-u Ulum adlı eserinde zikretmiştir ki: Rasul-i Ekrem (s.a.v.): “Üzeyr Peygamber midir, değil midir? bilmiyorum, Tubba mel’un mudur, değil midir? bilmiyorum, Zülkarneyn peygamber midir, değil midir? bilmiyorum.” buyurmuşlardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu mübarek sözleri Allahu Teala’nın kendilerini bu esrara muttali ve vakıf kılmadan önce olması gerekir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.)’in Allahu Teala kendilerini muttali kıldıktan sonra: “Tubba mü’mindir.” diye haber verdikleri nakledilmiştir. Tahtavi. (İ. Abidin 8. Cilt, 80. Sh.)

Bilmiyorum Demek

Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “İlim üçtür: Allah’ın kitabı, Rasul’ünün sabit olan sünnet ve La edri “Bilmiyorum” demek.” (Ebu Davud, İbn Mace) (Gazali, İhyau Ulumi’d- din, 1. Cilt,288. Sh.)

*Çoğu zaman Mekhul: “Nidanim (farsça bilmiyorum).” derdi. (Tirmizi- Kıyamet 4. Cilt, 291. Sh.- Hadis No: 2622.)

*Abbasi Halifesi Harun Reşid, İmam Ebu Yusuf’u Kadı’l-Kudat’lık (baş hakimlik) makamına getirdi.

Bir gün Ebu Yusuf’a bir mesele soruldu.

İmam Ebu Yusuf: “Bilmiyorum.” dedi.

Kendisine: “Sen beytü’l-mal’dan (hazineden) şu kadar maaş alıyorsun. Sonra da bilmiyorum, diyorsun.” dediler.

Bunun üzerine İmam Ebu Yusuf şöyle dedi: “Ben bildiklerim kadar maaş alıyorum. Bilmediklerim kadar alsaydım devletin hazinesi buna yetmezdi.”

*İmam-ı Malik’in 13 yıl ders aldığı hocası İbn-i Hürmüz’ün, ona nasihatı şudur: “Bir insanın sığınacağı en emin liman “Bilmiyorum” sözüdür.” Alimlerin talebelerine bırakacakları en büyük miras “Bilmiyorum” kelimesi olmalıdır.

*Rivayete göre; “İmam Malik’e kırk mesele sorulmuş, otuzaltısı hakkında “Bilmiyorum” demiştir.” (Hukuk-ı İslamiyye Kamusu 1. Cilt, 271. Sh.)

*Abdullah İbni Mes’ud (r.a.) dedi ki: “Kişi bildiğini söylesin, bilmediği mesele hakkında da: “Allah bilir” desin. Çünkü insanın bilmediği bir şey hakkında: “Bilmiyorum” demesi de ilimdendir.” (Buhari- Tefsir 11. Cilt, 145. Sh.- Hadis No: 1719.)

*(La edri) “Bilmem, ilmin yarısıdır.” Bu söz mesel olmuştur. Bilmiyorum sözü ma’lumu meçhulden ayırdeder, bu da ilmin bir nev’idir. (Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi 11. Cilt, 145. Sh.)

*Şa’bi demiştir ki: “Bilmiyorum demek, ilmin yarısıdır.” (Darimi- Mukaddime, Hadis No: 186.)

*Bilmiyorum demekten utanmıyor musun? diye sorulunca Şa’bi, şu cevabı verdi: “Melekler Allah Teala’ya: “Senin bize bildirdiğinden başka bizim bilgimiz yoktur.” (Bakara: 32.) demekten utanmamışlardır.” (Hukuk-ı İslamiyye Kamusu 1. Cilt, 272. Sh.)

(Cevher İnci Altın)

Abdullah ÖZTÜRK

Bir yanıt yazın