Salebe kıssası muteber kaynak kitaplarda yer almaktadır. İnsanların tereddüt etmelerine sebeb olan, Salebe’nin Bedir’e katılan bir sahabe olmasıdır. Gerçek şu ki, o zamanda Medine’de birden fazla Salebe isminde şahıslar vardı. İbni Hacer bunu eserinde izah ediyor. Tefsirlerin çoğunda bu kıssa zikredilir.
İçlerinde: “Allah bize bol nimetinden verecek olursa, mutlaka sadaka (ve zekatını) vereceğiz ve mutlaka salihlerden olacağız” diye Allah’a söz verenler vardır. (Tevbe: 75.)
Medine halkından Salebe, cami kuşu denecek kadar ibadete düşkün bir insandı. Ne var ki, bir ara nefsinin ve şeytanın verdiği telkine uyarak zengin olma hevesine kapıldı. Hayırlı ise olsun demeden, sadece zengin olmak istiyordu. Bu yüzden tam üç defa Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e müracaat ederek zengin olmak için dua istemişti. “Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, beni zengin ederse fakirin hakkını fazlasıyla da veririm.” diyecek kadar da teminat vermişti. Rasulullah (s.a.v.): “Şükrünü eda edeceğin az mal, şükrünü eda edemeyeceğin çok maldan hayırlıdır!” dedi. (Kenzu’l- Ummal 3. Cilt, 7104. Hadis) Buna rağmen ısrarını sürdürünce Salebe’nin istediği duayı nihayet yapmış: “Salebe’ye istediği malı ver ya Rab!” diye niyazda bulunmuştu.
O sıralarda koyun alan Salebe’nin sürüsü kısa zamanda öylesine çoğaldı ki, camiden çıkmayan Salebe, artık cumaya dahi gelemiyor, çölde sürüsünün peşinde sürüklenip gidiyordu.
Rasulullah (s.a.v.) artık camide görünmeyen Salebe’yi soruyor: “Çölde koyunlarının peşinde dolaşıyor.” denince de: “Yazık oldu Salebe’ye.” diyordu.
Zekat ayetleri geldikten sonra Rasulullah (s.a.v.) servet sahiplerine zekat memurları gönderdi. Fakirlerin haklarını alıp hazineye getirecekler, oradan da muhtaçlara taksim edilecekti. Salebe’ye de zekat memuru gönderdi. Onu çölde sürüsünün peşinde bulan zekat memurları şöyle dediler: “Malı çok olanların kırkta birini yoksulun hakkı olarak ayırıp vermesi gerekiyor. Biz bunu alıp götürmek üzere geldik.”Salebe zekat memurlarına şöyle dedi: “Çölde aç susuz dolaşarak kazanan benim. Size ne oluyor ki gelip benden haraç istiyorsunuz? Bu sizin istediğiniz haraçtan başka bir şey değildir.
”Rasulullah (s.a.v.)’in gönderdiği zekat memurlarını eli boş çevirdiğini duyan Rasulullah (s.a.v.) tekrar: “Yazık oldu Salebe’ye!” diyerek üzüntüsünü dile getirdi. Bu olay üzerine Tevbe Suresi’ndeki ayetler nazil oldu: “Münafıklardan bazıları da mal mülk verip zengin ettiği takdirde Allah’a daha çok itaat edip, fakirlere daha çok yardım edeceklerine söz verirler de, Allah onlara istediklerini ihsan edince verdikleri sözleri unuturlar, cimrilik edip yoksulun hakkını vermezler!” (Tevbe: 76.) Ayetler, verdiği sözünde durmayarak yoksulun hakkını vermeyen Salebe’nin münafıklar sınıfına geçtiğini bildiriyordu. Bunu üzüntü ile anlayan bir yakını, gidip derhal zekatını vermesini, yoksa gelen ayetlerle münafıklardan biri olarak damgalanmış olacağını hatırlattı. Akrabasının bu zorlaması üzerine zekatını alıp Medine’ye gelen Salebe, Rasulullah’a (s.a.v.) istenen yardımı getirdiğini ifade etti. Ancak Rasulullah üzüntülü bir eda ile: “Senin yardımını alamam artık Salebe, malınla geldiğin yere dön!” buyurdu. Rasulullah’ın (s.a.v.) ahirete teşrifinden sonra Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’e de sırasıyla müracaat eden Salebe, malının zekatını getirmişti ama: “Rasulullah’ın kabul etmediğini biz de kabul edemeyiz.” diyerek, zoraki bir duyguyla getirdiği yardımını halifeler de almadılar. Salebe, Hazret-i Osman (r.a.) zamanında ölüp helak oldu. (bk. Tefsir-i Kebir- Mefatihu’l- Gayb, Tevbe Suresi, 12. Cilt, 97.- 98. Sh.) (bk. Kurtubi- el- Camiu li Ahkami’l- Kur’an, Tevbe Suresi 8. Cilt, 328. Sh.)
Salebe, sahabelerden değil, münafıklardan idi. Allahu Teala onun münafık olduğunu, tevbe etmeyeceğini bildirdiği için zekatını Rasulullah (s.a.v.) kabul etmedi. Halk arasında ayıplanmamak için, münafıklığı meydana çıkmaması için zekatını vermek istedi. Fakat kendisinden zekatı kabul edilmedi. Rasulullah’ın (s.a.v.) kabul etmediğini Hazret-i Ebu Bekir de kabul etmedi ki, müslümanlara örnek olsun diye. Hazret-i Ömer de onun zekatını kabul etmedi. (bk. Hak Dini Kur’an Dili 4. Cilt, Tevbe Suresi 384.- 385. Sh.) (Suyuti, ed-Durru’l-mensur IV, 246.- 247; Alusi, Ruhu’l-meani, V, 2/143.- 144.)
*İbn Hacer, Bedir’e katılıp Uhud’da şehid olan Salebe ile ayetin kendisi hakkında nazil olduğu belirtilen Salebe’nin ayrı şahsiyetler olduğunu ifade eder. (İbn Hacer, el- İsabe I, 516- 517.)
(Bir Şahıs Bir Olay)
Abdullah ÖZTÜRK








Bir yanıt yazın