Huşu, huzur, saygı ve korku ile olur.
Korku kaçırır. Saygı sathileştirir. Huzur rehavet verir.
Hepsi bir arada ise huşu olur.
Bunları bir arada tutan ise muhabbettir.
*Dinin direği namaz, namazın direği huşudur.
*Namazın başında da sonunda da Allah adı yer alır. Böylece namaz kılan kimse, kendisinin, namazın başından sonuna kadar Allah ile olduğunu bilmektedir. (Tefsir-i Kebir- Mefatihu’l- Gayb, Ankebut Suresi, 18. Cilt, 34. Sh.)
Bu mana, huşunun tahsilini kolaylaştırır. Namaz boyunca Allah ile birlikteliğini düşünen bir kul huşuyu yakalar. Tekbirden selama kadar devam eden bir manayı zihninde tutan kimse, namazda huzurdan uzaklaşmaz.
*Namazda Huşu için:
1) İmtidad-ı nazarla oyalanmamak. (Nazarı uzatmamak.)
2) Âzâyı kıbleye çevirmek. Eller, ayaklar, parmaklar, diz, yüz.
3) Karnı hafif tutmak. (Az yemek ve Tahviye) Secdede karnı, uyluklardan uzak tutmak,
4) Sırtı hafif tutmak. (Bol giyinmek ve Omuzları düşürmek) Kadede kolları, uylukların üzerine koymak.
5) Manaları düşünmek. Fatiha ve teşehhüdün manalarını,
6) İhsan halini muhafaza etmek.
7) Yavaş kılmak. Ta’dil-i erkân ile kılmak.
*Üç hareket namazı bozar. Bir hareket huşuyu bozar.
*Kıyamda “yalnız senden yardım bekleriz” deyip de herkese el avuç açan tevekkülsüz adam, fatiha yalancısıdır.
Kadede “hediyeler, ibadetler, güzellikler sanadır” deyip de zekat vermekten kaçan cimri adam, tahiyyat yalancısıdır.
Yalancıda huşu oluşmaz. Huşuda ihlas şarttır.
*Tecnih ve tahviye secdeyi mükemmel kılar.
Tecnih ve tahviye ile ruhuna inşirah gelir.
Muhalefet edip de yere yığılıp kalma.
Yüksekten düşüp yığılıp kalanlar gibi olma. *Bu duruş şekli (tecnih ve tahviye), tevazu bakımından en ileri boyut olup aynı zamanda alnını tam olarak yere koymuş olur. (bk. Umdetu’l- Kari Namaz Vakitleri Babı 4. Cilt, 369. Sh.)
*Secde huşuyu artırır. Huşu namazın makbul olmasını sağlar.
Huşulu kılınan namazı musalli asla terk etmez. SecdeSecde ihlasın tezahürüdür. Hataları olan kimsenin secdesi de hatalı oluyor. Sorunlu adamın secdesi de sorunlu oluyor. Yanlış yapanın secdesinde yanlışlar oluyor.
-Ayaklarını secdede iken yerden kaldıranlar. Bu secde caiz olmaz farkında değiller. En az bir ayağın yere değmesi farzdır. İki ayağı yerden kaldırmak ise haramdır.
Secdeden başını kaldırmadan secde tamam olmaz.
*İmam Muhammed’e göre rüknün tamamına itibar olunur ki o da secdeden başını kaldırmaktır. Ebu Yusuf’a göre başını yere koymaya itibar olunur. (İ. Abidin 3. Cilt, 218.- 219. Sh.) (İbn Abidin 2. Cilt, 296.- 297. Sh.)
*Secde halinde ayaklarını kaldırırsa tazim ve tebcil olmaktan ziyade oynamaya daha çok benzer. Bahır. (İ. Abidin 2. Cilt, 191. Sh.)
-Ökçeleri birleştirmek için ayak parmaklarını kıbleden başka tarafa çevirenler. Bu durumda sünnet sevabından mahrum kalıyorlar.
*Gayet açıktır ki topukları birleştirmek, genel olarak uylukları da birleştirmeyi gerektirir. (İ’laüs- Sünen 2. Cilt, 351. Sh.)
-El parmaklarının arasını açanlar. Bunu yapanların rahmetten istifadesi azalıyor.
-Alnı yere değmeden sadece başının üstü ile secde edenler. Bu secde caiz olmaz. Alnı yere değdirmek farzdır.
-Kollarını yanlara doğru fazlaca açıp yanında namaz kılana eziyet edenler. Bu durumda namazda haram işlemiş oluyorlar.
Bunların hepsinin ortak özelliği, hayatlarındaki yanlışların secdelerine sirayet ediyor olması. Secdeler hayata yansımazsa yanlışlar secdelere yansır.
(Cevher İnci Altın)
Abdullah ÖZTÜRK








Bir yanıt yazın